Korktuğum başıma geldi ve en iyi film Oscar'ına aday olan 10 filmden izlemediğim tek yapım The King's Speech ödülü kaptı. Kaptı ama genel olarak Oscar'lar üzerinde pek te geniş bir etki yaratmadığı kesin, bir en iyi film kazananına oranla mütevazi 4 Oscarıyla. Dürüst olalım, 11 Oscar'lı Titanik tarzı bir başarı yok karşımızda.
Eğer The King's Speech geçen pazar akşamının ruhsuz töreninin yarısı kadar bunaltıcı ve sıkıcı ise belki de filmi izlememekte iyi bir karar vermiş olabileceğimi düşünüyorum. Uzadıkça uzayan, teknik ve yaratıcılık bakımdan ana Oscar töreni yerine her sene özetini gösterdikleri bilimsel başarı ödüllerini anımsatan prosedürel bir zaman kaybı idi geçen haftanın Oscarları. Son zamanları bırakın, 1991 yılından beri canlı izlediğim törenler arasında en başarısızı oldu kanımca.
Bu problemin başında James Franco'nun sanki lise mezuniyetine gelmiş gibi fazla gevşek havasının yarattığı boşluğu Anne Hathaway'in panikleyerek fazla yapmacık mimiklerle doldurması, ve bu sayede belki de gelmiş geçmiş en kötü Oscar sunucularını yaratmaları var. Bu yorumda bulunurken David Letterman'ın sunduğu 1994 Oscar faciasını canlı izlediğimi hatırlatayım.
Letterman, işe yaramayan garip ve bayat şakalar yapmıştı belki (Durmadan "Uma" ve "Oprah" demesi mesela) ama en azından törene bir tazelik aşılamaya uğraşmıştı. Franco ve Hathaway'in varlığı ise kablolu televizyonu DVR ile ısmarladığımıza bin şükretmekten başka bir işe yaramadı.
Wednesday, March 2, 2011
Subscribe to:
Post Comments (Atom)


No comments:
Post a Comment